
Britanyalıların hem romancılıklarına hem seyyahlıklarına sık yansıttıkları bir mizah anlayışı var. Uzaklardan bir yerden bakıp kıs kıs güler gibiler. Öyle ki kitaba dalıp gitmiş okur, yazarın minik ölçülü kahkahalarını satır aralarında duyabilir. Bir yankı gibi azalan, uzaklaşan, bazen ürperten gülüşler…
Sırasıyla: Bu mizaha alıştım, kanıksadım ve bıktım.
Ama…
Britanyalıların bu bıktıran mizahı, üçüncü dünya ülkesi yazarlarında hep görkemli duruyor. Sözgelimi Britanya’nın yazı geleneğinden etkilenmiş Sri Lankalı Shehan Karunatilaka’nın mizahı, beş çayında kibar kibar konuşur gibi bir mizah değil. Konforsuz, gündelik ve işe yarar bir mizah. Sıcaktan kavrulan asfaltta üzerinize bir kova buzlu su boca eden bir mizah. Serinliği uzun sürmediğinden, kendini hep yenilemek zorunda. Shehan Karunatilaka işte bu yüzden elinde hep dolu bir kovayla geziyor.
Üstelik kovanın içine her zaman su doldurmuyor.
