naipaul’un çöpü

V. S. Naipaul, ilk yazdıklarını (bir roman taslağı sanırım) birine göndermiş (Paris Review röportajında anlatıyor bunu, isim vermiyor). O kişi okuduklarının ‘çöp’ olduğunu söylemiş genç yazar adayına. Hırslanmış Naipaul, öfkelenmiş; öldürmek istemiş adamı. Ama içten içe, onun haklı olduğunu da biliyormuş. Hayatını yazmaya adamış çoktan, bununla geçimini kazanmayı düşlüyormuş ama işte bir şey çıkmıyormuş ortaya; çıkartamıyormuş. Olduramıyormuş. Yazdıklarını basmaya değer bulmuyorlarmış.

Buraya kadar sıradan bir hikâye. Genç yazar tırmalar, tırmalar, üzülür, kendini hırpalar… Sonra kendi sesini bulur.

Bana olağanüstü gelen Naipaul’ün ilk yazdıklarına çöp denmesi; onun da bunu kabul etmesi. Standartlar ne kadar yüksekmiş. Bugün yayımlanan ilk romanların çoğuna bir bakın, anlarsınız. Naipaul’ün çöpü kimbilir nasıl bir cevherdi. 

che ve diğerleri

Juan Martin Guevara’nın ‘Abim Che’ isimli kitabı… Che’nin aile yaşantısına dair, onu yazarının da istediği gibi, kahraman ve aziz tahtından indirip, bir oğul bir abi bir sevgili kimliğine yerleştiren bir eser. 

Kitaptan Che harici üç ayrıntı…

Günah işlediğini düşündükten sonra ayakkabılarına cam kırıkları doldurmayı adet edinen bir genç kız. Che’nin annesi… 

Arjantin-Şili sınır haritasını çizmekle görevli memurun, yalçın kayalıklarda ölümüne zorlanınca, kendini bir uçurumdan aşağı bırakan katırı… Che’nin büyük amcasının katırı.

Özgür, solcu ve devrimci… Ama bir o kadar da güzelliğine düşkün, süsü püsü yerinde bir genç kadın… Eylemlerde herkes kurşun yağmuru altında yere yatarken, elbisesi kirlenmesin diye ayakta kalan Che’nin teyzesi…

Abim Che – Juan Martin Guevara, Armelle Vincent, çeviri: Arda Ekşigil, Can Yayınları.

fent, fetbaz ve sessizlik


George Simenon, edebi olan her şeyi buduyormuş. Bu aklı da Colette’ten almış. 


Silentium post clamores – Gürültüden sonra sessizlik gelir 


Kurt Kanunu okurken ‘fetbaz’ kelimesi için de nihayet sözlük açtım. ‘Kurnaz’a yakın, TDK “Ben söylemem” diyor ama. Bir de ‘fent’ var. Bunu söylüyor ama TDK. “Düzen, hile” imiş. Kadının fendi erkeği yendi… 

PS: Görsel Midjourney

her kitap kendi evrenine sahiptir

Geçen senenin bir Der Spiegel’inden… O sırada taze Nobelli ve Norveçli yazar Jon Fosse ile konuşmuşlar.

SPIEGEL: Yazdıklarınızın okuyucular veya tiyatro izleyicileri üzerindeki etkileri sizi ilgilendiriyor mu?

Fosse: Hiç ilgilendirmiyor. Yazılarımın bir amacı yok. Bir şeyler yaratmak isteyen biri, edebiyat yapmamalı. Bu bir sanat değildir, en azından benim için değil. Ben sadece dinlerim ve mümkün olan en iyi ve dürüst şekilde yazmaya çalışırım.

SPIEGEL: Dinlediğiniz şey nedir?

Fosse: İçimde başka birinin varlığını hissederim. Bir yazar olarak benim işim onu dinlemektir. Her eser, her kitap kendi evrenine sahiptir. Kendi kurallarını ve koşullarını oluşturur. Ben kendimi ifade etmek için değil, kendimden uzaklaşmak için yazarım

SPIEGEL: Birkaç yıl önce Katolik Kilisesi’ne katıldınız. Yazarken dinlediğiniz şey Tanrı olabilir mi?

Fosse: Tanrı kelimesini kullanmamayı tercih ediyorum. Ama umuyorum ki bu, iyi bir güçtür.

Çeviri: ChatGPT.

ali

Bir Sabahattin Ali öyküsünde sarsılarak ilerleyen bir kamyon. Rakı içen, oynayan, ölen, cesedi bir kağnının arkasına karga tulumba yatırılarak götürülen bir kadın. 

Sabahattin Ali, büyük şeyleri ne kadar küçük küçük anlatıyor. Bir ressam olsaydı, fırçasını çok savurmadan kullanırdı. Kendi ölümü de bir Sabahattin Ali öyküsü. Kendisi de orada yaşayıp ölmüş.