naipaul’un çöpü

V. S. Naipaul, ilk yazdıklarını (bir roman taslağı sanırım) birine göndermiş (Paris Review röportajında anlatıyor bunu, isim vermiyor). O kişi okuduklarının ‘çöp’ olduğunu söylemiş genç yazar adayına. Hırslanmış Naipaul, öfkelenmiş; öldürmek istemiş adamı. Ama içten içe, onun haklı olduğunu da biliyormuş. Hayatını yazmaya adamış çoktan, bununla geçimini kazanmayı düşlüyormuş ama işte bir şey çıkmıyormuş ortaya; çıkartamıyormuş. Olduramıyormuş. Yazdıklarını basmaya değer bulmuyorlarmış.

Buraya kadar sıradan bir hikâye. Genç yazar tırmalar, tırmalar, üzülür, kendini hırpalar… Sonra kendi sesini bulur.

Bana olağanüstü gelen Naipaul’ün ilk yazdıklarına çöp denmesi; onun da bunu kabul etmesi. Standartlar ne kadar yüksekmiş. Bugün yayımlanan ilk romanların çoğuna bir bakın, anlarsınız. Naipaul’ün çöpü kimbilir nasıl bir cevherdi. 

mahcup etmemek için

İskenderiyeli yaşlı, bilge bir Yunanlı, bir zamanlar bana şu sırrı vermişti: ‘Yunanlılar herkese her zaman bir içki ısmarlayabilir, ama karnın aç ve meteliksizsen, asla sana yemek ikram etmezler – mahcup etmemek için.’

Byron Ayanoğlu – İstiridye Üstü Girit (Çeviri: Taciser Ulaş Belge)

bir kediyi terk etmek

İtalyanca öğrenmeye sevkedecek kapaklardan bir diğeri… Murakami’nin, kendi babası hakkındaki anlatısı ‘Bir Kediyi Terk Etmek’, İtalyanca’da grafik roman haline gelmiş. Emiliano Ponzi’nin çizgileriyle. Kitabın kendisini henüz okunmadım ama İtalyanca bilmesem de bu versiyonu bulursam alacağım. İnsanın hızlıca bağ kurduğu, nefis bir çizgi…