beyhudeliğin romanı – tatar çölü (II)

Kafkaesk… Tatar Çölü hakkında en çok kullanılan ifadelerden biri bu. Biraz anakronistik bir değerlendirme… Bana göre en çok benzeştiği “Şato” ile aralarında sadece 14 yıl var. Zamanın ruhunun iki yazarın üstündeki benzer izdüşümü desek daha isabetli. 

Neydi bu zamanın ruhu? 

Bu, süregiden bir savaşın anlatımıdır. Bazı yazarlar, uçurumun dibine bakar gibi, bu savaşın tam merkezine, fırtınanın gözüne bakarlar. 

Zamanla insan arasındaki savaşın, gidişat teknoloji sayesinde insan tarafında ağır basıyor gibi görünen safhasında, en azından toplumun buna ikna olduğu dönemde, olan bitenin beyhudeliğini her şeye rağmen kavrayan yazarlar vardır.

‘Tatar Çölü’ bu beyhudeliğin romanı. ‘Şato’ da öyleydi. 

Yine benzer bir dönemden geçiyoruz. Ama bu dönem, böyle romanlar, böyle yazarlar üretiyor mu?

tatar çölü – ayna içinde ayna

Dino Buzzati, Tatar Çölü’nü 1939’da yazmış ve 1940’da, İtalyan ordusunda görevliyken yayımlamış. Beklemek, ümit etmek ve geçip gitmek üzerine bir roman. Hem beklemek hem ümitlenmek hem de geçip gitmek. Bu romanı çekici kılan sanırım tüm bu kavramları, tüm bu duyguları aynı anda verebilmesi. 

Gözden uzakta, bir dağın yamacında ve uçsuz bucaksız bir çölün yanıbaşında, sanki dünyanın sonundaymış gibi resmedilen bir ortaçağ kalesindeki bekleyiş… Askerler, çölün diğer ucundan çıkıp gelecek Tatarları bekliyor. Yıllarca, belki yüzyıllarca süren bir bekleyiş bu. 

Tüm dünya bir başka savaşı beklerken yazılan bir savaşı bekleyiş romanı… Hayatla kurgu. Ayna içinde ayna.