kar kış romanlarının kare ası

Yaz geldiğinde hem tatil hem de kitap listesi yapma aşkımız depreşiyor. Bana kalırsa, kışın daha çok okuyoruz. Bu işin yazı kışı olmaz ya, bu yeni blogun şerefine, kendi okuduklarım arasından bir kış kitapları kare ası yapayım. Ay Sarayı henüz okunuyor mu bilemiyorum ama siz de katılırsanız, bunu ufaktan ufaktan bir listeye de çeviririz. 

Kar – Orhan Pamuk

Şimdi düşünüyorum da, kışı seven bir yazar Orhan Pamuk. Benim Adım Kırmızı, karlı buzlu bir İstanbul’da geçiyordu. Kara Kitap’ta bitimsiz soğuk rüzgârlar eser. Kafamda Bir Tuhaflık zaten bir bozacının romanı. Ama kış dendi mi Kar bambaşkadır. Bir romancılık formülü olarak, “bir şehre bir yabancı gelir”in mükemmel örneğidir Kar. Karanlık cinayetler işlenirken Kars’ın karlı sokaklarını arşınlayan şair Ka… Mırıl mırıl bir kış tekerlemesi…

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu – Italo Calvino

En güzel kitap isimleri listesi yapsak, bu kitap ona da girebilir. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu içinde pek öyle kar kış olmayan bir okuma serüvenidir. İlginçtir, belki yazılmış olmaktan çok okunmuş olmayla ilgilidir. Yıllar önce okuduğumda “bu ne yahu” dediğimi hatırlıyorum. Yine okusam yine “bu ne yahu” derim muhakkak. Dedirtir Calvino. Kar yağmayan bir kitabı, sırf isminin sonsuz esininden böyle listelere de seçtirir. (Calvino’nun Marcovaldo’sunun içinde çok karlı, enfes bir bölüm vardır, buz gibi soğuklar için müracat oraya). 

Şato – Franz Kafka 

Orhan Pamuk’un şair Ka’sının Kars’a varışı elbette bir tesadüf değildir; Pamuk’un Kar’ıyla Kafka’nın Şato’su iç içe geçmiş, aynı melankoliden ve meteorolojiden beslenmiş iki farklı kar kristalidir. Ama tabii edebiyatta birçok olaydan ve isimden önce (bu arada bence Dava’dan ve Dönüşüm’den de önce) Şato gelir. Kafka’nın kadastro memuru K.’sı bu romanda neden karlara saplanır; neden zihnine yığılmış karları bir türlü küreyemez, neden şatoya ulaşamaz? Ve bence kitabın en temel sorusu: İki insan neden birbirini bir türlü mükemmelen anlayamaz? Bitmemiş roman Şato, bu bitmemişliğiyle de çok büyük bir roman. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’ya yaptığımız gibi, “en esin veren romanlar” listesi yapsak adını başlara yazacağımız roman. Bir yandan da evet, kış romanı…

The Yiddish Policemen’s Union – Michael Chabon 

Chabon’un bu kitabı bildiğim kadarıyla Türkçe’de yok. Nedenini de bilmiyorum, halbuki çok ilginç bir kitap. Bir alternatif evren kitabı. Bu evrende bildiğimizden farklı bir tarih ve tahayyülü alt üst eden bir coğrafya var. Chabon’un kurgusunda İkinci Dünya Savaşı’nda Alaska’da geçici olarak kurulan Yahudi yerleşimi, kalıcı hale geliyor. Bu alternatif evren, en azından coğrafi açıdan zamanında ABD’de Slattery Raporu adı altında ciddi olarak düşünülmüş ama hayata geçmemiş. Bunlar işin tarihi ayrıntıları. Bu liste açısından bilmemiz gereken ise romandaki alkolik cinayet masası dedektifi Meyer Landsman’ın üzerine sürekli kar yağması. The Yiddish Policemen’s Union, Ortadoğu’yu Alaska’ya taşıyan, bembeyaz bir roman.


Bu yazıyı sevdiysen, şunlar da ilgini çekebilir:

bir kale bir de şato – tatar çölü (IV)

Bir kitap başka hangi kitaplarla arkadaştır?

İnsan okudukça yeni bağlar kurmak istiyor, bir yandan yeni bağlar kurmak için okuyor. Belki okumanın, izlemenin ve neticede düşünmenin en verimli yanı da bu bağ kurmak.

Tatar Çölü’nü okurken, özellikle ilk sayfalarda sıklıkla akla Kafka’nın Şato’su geliyor. Ortada kendini bir ölçüde saklayan, bulunmak için nazlanan bir yapı, bir kale var. Bastiani Kalesi… İlkin, tayini bu kaleye çıkmış başkarakter Teğmen Drogo’nun oraya hiç ulaşamayacağını düşünüyorsunuz. Tıpkı Kafka’nın Şato’yu hem bir ihtimal hem de bir serap olarak sunduğu gibi, Bastiani Kalesi de başlıbaşına bir soru işareti. Ama Şato’daki Bay K.’nın aksine Teğmen Drogo kaleye ulaşıyor ve görevine başlıyor. Yine de sorular bitmiyor. Yanıbaşındaki çölle beraber bir tür mistisizm ile resmedilmiş kaledeki dinamiğin farklı yönde işlediğini görüyoruz. K. şatosuna ulaşamazken, Drogo kalesinden ayrılamıyor.

Modernist anlatılarda mekân ve insan ilişkisi hep işlevseldir. Yirminci yüzyılın ilk yarısında, insanın hayatla, çevresindeki toplumla kurduğu veya kuramadığı ilişki, mekân üzerinden çok anlatıldı. Çünkü mekân çıkışsızlık da içerir. Tuhaf bir kelime olacak belki ama girişsizlik de…

Yeni bir çağın eşiğindeyiz. Yirminci yüzyılın ilk yıllarındaki bürokrasinin, devletin, yeni teknolojilerin karşısında kendini yalnız hisseden insan bugün bir başka şekilde geri dönüyor. İnsanın, kendi yaşamını, yeteneklerini ve kapasitesini yeniden sorguladığı günlerdeyiz. “Biz şimdi kimiz” diye sorduğumuz günlerde…

Seksen küsur yıl önce yazılmış Tatar Çölü de neredeyse 100 yaşındaki Şato da geri dönüyor.