
V. S. Naipaul, ilk yazdıklarını (bir roman taslağı sanırım) birine göndermiş (Paris Review röportajında anlatıyor bunu, isim vermiyor). O kişi okuduklarının ‘çöp’ olduğunu söylemiş genç yazar adayına. Hırslanmış Naipaul, öfkelenmiş; öldürmek istemiş adamı. Ama içten içe, onun haklı olduğunu da biliyormuş. Hayatını yazmaya adamış çoktan, bununla geçimini kazanmayı düşlüyormuş ama işte bir şey çıkmıyormuş ortaya; çıkartamıyormuş. Olduramıyormuş. Yazdıklarını basmaya değer bulmuyorlarmış.
Buraya kadar sıradan bir hikâye. Genç yazar tırmalar, tırmalar, üzülür, kendini hırpalar… Sonra kendi sesini bulur.
Bana olağanüstü gelen Naipaul’ün ilk yazdıklarına çöp denmesi; onun da bunu kabul etmesi. Standartlar ne kadar yüksekmiş. Bugün yayımlanan ilk romanların çoğuna bir bakın, anlarsınız. Naipaul’ün çöpü kimbilir nasıl bir cevherdi.
