


Gazete Duvar’da 2 Temmuz 2023’te yayımlanan “Bir Zamane Sorusu: Kitabı Dinlemek Okumanın Yerini Tutar mı” başlıklı makaleden…
1894 yılında, Amerikan Scribner’s dergisinde “Kitapların Sonu” başlıklı bir makale yayımlandı. Fütüristik makale, yakın gelecekte birtakım taşınabilir fonografik aletlerin çıkacağını ve insanların, kulaklarına tüplerle bağlanan bu aletler vasıtasıyla kitapları artık “dinleyeceğini” öngörüyordu. Makalede dönemin veya geleceğin yazarları için bir bilgilendirme de yer alıyordu. “Ses ahengi konusunda yetersiz olan ve güzel seslendirme yapamayacak yazarlar, işlerini pazarlamak için aktörlerin ve şarkıcıların hizmetinden yararlanabilir.”
Makalenin öngördüğü gelecek hızlı gelmedi. “Sesli kitaplar” uzun süre geliştirilmedi. “The Untold Story of the Talking Book” (Konuşan Kitabın Anlatılmamış Hikâyesi) isimli eserinde kitap seslendirmenin tarihini yazan Britanyalı akademisyen Matthew Rubery’nin anlattığı üzere, ABD’de 1930’lu yıllarda, Birinci Dünya Savaşı’nda gözlerini kaybetmiş askerler için kayıtlar oluşturulmaya başlanana dek sesli kitaplar ancak birisi birisine okursa var olabildi. Kulağa sokulan tüpler kısmına da ancak çok sonra geldiğimizi zaten biliyorsunuz.
Ama oraya bir şekilde geldik…
Şimdi dinleme çağındayız. Kulağa tüpler sokmadan, üzerimizde akıllı telefon dışında bir alet taşımadan da dinliyoruz artık. Müzik dinliyoruz. Podcast dinliyoruz.
Kitap da dinliyoruz. Bugünün işi değil; dışarıda uzun süredir, seksenlerden, kaset çağından beri kitap dinleniyor, kitaplar seslendiriliyor ama bugün internet, streaming ve abonelikler çağında iş artık başka yere gitti. Artık neredeyse her kitabın bir de sesli versiyonu var; bu versiyonu yayımlayan platformlar var; piyasaya girmeye hazırlanan bir dolu aktör var.
1894’teki makalenin öngörüsü tutmadı; kitaplar -neyse ki- ölmedi; bilakis önüne çıkan her yeniliğe kafa tuttu. Kitaplar radyoya yenilmedi, televizyona yenilmedi. İnternete de yenilmiyorlar.
Ama bu süreçte, özellikle de iki binli yıllarda dikkate değer bir şey oldu: Okuma deneyimi farklılaştı. Alışkanlıklar çeşitlendi. Kitabı farklı mecralardan “okumaya” başladık; hayatımıza elektronik kitaplar girdi.
Ve ses… Hikâyeler, romanlar, şiirler, siyasi araştırmalar, bilim, tarih çalışmaları kulaklarımıza dolmaya başladı.
Peki hayat bu istikamette mi akacak? Kitap, kendi başına bir sihir. Kâğıt, mürekkep ve tutkaldan imal edilmiş bir sihir… Ses, bu sihrin yerini alır mı? Alabilir mi?
Resimler: Midjourney




